Calendar

December 2008
SunMonTueWedThuFriSat
 << <Mar 2010> >>
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031   

Who's Online?

Member: 0
Visitor: 1

Announce

rss Syndication

Archives

Links

    Posts sent on: 2001-01-01

    Sezaryen Nasıl Bir Ameliyattır?





    Hastaneye gidiş



     



    Doktorunuzla sezaryen operasyonuna karar verdiğiniz günün
    sabahında sezaryen saatinden 30-60 dakika önce hastanede olmanız gerekir (bazı
    doktorlar bir gece önceden hastaneye yatırmayı uygun görürler). Anestezi türü
    ne olursa olsun (epidural ya da genel) eğer ameliyatınız sabah erken saatte
    olacaksa gece saat 24:00'den sonra hiçbir şey yegöğüsniz ve içgöğüsniz gerekir.
    Ameliyat saatinin daha geç olduğu durumlarda en az 6 saat öncesine kadar yemek
    yiyebilir, su içebilirsiniz. Örneğin ameliyatınız sabah saat 10:00'da
    planlanıyorsa saat 04:00'den itibaren yeme içme işine son vermelisiniz. Bu son
    derece katı bir uygulama olup aynı oruç tutar gibi ağızdan mideye hiçbir şey girmeyecek
    şekilde uygulanmalıdır. Genel anestezi sırasında verilen kas gevşeticilerin
    etkisiyle mide içeriği geri gelip akciğerlere kaçabileceğinden midenin boş
    olması çok önemlidir. Epidural anestezi ile sezaryen olacak bile olsanız tedbir
    olarak miummanin boş olması gerekir.



     



    Hastanede yatış işlemleriniz tamamlanıp odanıza alındıktan
    sonra hazırlık aşaması başlar



     



    Preoperatif (ameliyat öncesi hazırlık)



     



    Odanıza yerleştikten sonra hemşire gelerek durumunuz ile
    ilgili öykünüzü alır ve gerekli onay formlarını imzalatır. Daha sonra ameliyat
    sahasının temizliğini kontrol eder. Eğer kesi alanında tüyler varsa bunları
    traş eder. Eğer doktorunuzun bu yönde bir istemi varsa barsaklarınızı boşaltmak
    için lavman yapar. Lavman makattan barsağın son kısmı içine verilen az miktarda
    bir sıvı şeklinde yapılır ve çok fazla rahatsızlık verici bir uygulama
    değildir. Sezaryen operasyonları öncesi lavman yapılması vacip değildir. Lavman
    yapıldıktan sonra tuvalete giderek barsaklarınızı boşaltmanız beklenir. Bunun
    için genelde 5 dakika yeterli olmaktadır. Daha sonra ameliyata giderken
    giyeceğiniz önlük giydirilir. Ameliyat sıranız geldiğinde ameliyathane
    personeli sedye ile sizi ameliyathaneye götürür. Sedyeye geçmeden önce tuvalete
    giderek mesanenizi boşaltmanız gereklidir.



     



    Ameliyathanede hazırlık



     



    Ameliyat salonuna ulaştığınızda buranın tahmin ettiğinizden
    daha kalabalık olduğunu fark edeceksiniz. İlk önce sedyeden ameliyat masasına
    geçmeniz istenir. Daha sonra kolunuzdan ince bir katater girilerek serum
    bağlanır. Diğer kolunuza ise tansiyon aleti takılır. Göğüs kafesi üzerine
    ameliyat sırasında kalp atımlarınızı monitörde izlemek için küçük transducerler
    yapıştırılır. Baş parmağınıza ise kanınızdaki oksijen miktarını ölçen bir
    mandal takılır. Epidural anestezi uygulanacak ise oturur ya da yan yatar
    pozisyonda takılabilir. Genel anestezi ise takılan bu ince katater yardımı ile
    damar yolundan yapılır. Epirural kateter takıldıktan ya da genel anestezi
    yapılacaksa anestezi uzmanı sizi uyuttuktan sonra mesanenize sonda takılır.



    Tüm karın bölgesi göğüs altından bacakların yarısına kadar
    antiseptik solüsyon ile temizlendikten sonra sadece ameliyat sahası açıkta
    kalacak şekilde steril örtüler örtülür. Artık bebeği çıkartmaya başlamak için
    her şey hazırdır. (Bu aşamada farklı uygulamalar vardır. Bazı doktorlar bebeğe
    az anestezi gitsin diye tüm hazırlıkları hasta daha uyumadan yaparlar. Sonda
    takılması, hastanın boyanması ve örtülmesi işlemlerini hasta uyanıkken
    yaparlar. Bu yaklaşım eski tip anestezi ilaçları için geçerli olabilir ancak modern
    ve güvenli ilaçların kullanılması durumunda bu tür bir yaklaşım hastaya
    rahatsızlık ve endişe vermekten diğer bir işe yaramaz. Bazı doktorlar ise
    sondayı daha hasta odasındayken taktırmayı tercih ederken bazıları da hiç idrar
    sondası taktırmaz).



     



     



    Sezaryen



     



    Tüm hazırlıkların tamam olduğu doktorlar ve hemşire
    tarafından son kez kontrol edildikten sonra operasyona başlanır. Yasal olarak
    operasyonda en az biri uzman olmak vacipıyla iki hekim hazır bulunmak
    zorundadır. Yasal zorunluluk böyle olmakla birlikte tüm sezaryen operasyonları
    ameliyatı yapan ve ona asiste eden iki kadın Zayıflamaları ve gebe uzmanı
    tarafından yapılır. İlk önce cilt kesilir. Kesinin yeri kasık bölgesinde
    ortadaki kemiğin iki parmak üzeridir. Bu genelde kasık tüylerinin başladığı
    çizgiye denk gelen alandır. Kesinin büyüklüğü yaklaşık 10 santimetre kadardır.
    Ardından sırasıyla ciltaltı yağ dokusu ve karın duvarın en güçlü tabakası olan
    rektus kası kılıfı (fasya) kesilir. Daha sonra karın kasları (rektus kası) ve
    karın zarı (pariyetal periton) açılarak karın boşluğuna girilir. Rahimin
    üzerini örten ince zar tabakası (visseral periton) kesilerek rahim kasına
    (myometrium) erişilir. Ardından bu tabaka da açılarak bebeği çevreleyen keseye
    ulaşılır.Kese patlatıldıktan sonra bebeğin kafası ve ardından gövdesi
    doğurtulur. Bebek doğurtulurken asiste eden doktor rahmin tepesinden bastırarak
    operatöre yardımcı olur. Eğer sezaryen epidural anestezi ile oluyor ise bu
    aşamada karın bölgenizde bir baskı hissedebilirsiniz. Bebek, doğurtulduktan
    sonra hemen göbek kordonu bağlanıp kesilerek ameliyathanede bulunan bebek
    doktoruna teslim edilir. Bebek doğduktan hemen sonra size koruyucu ilaç
    yapılır.



     



    Bebeğin eşi (plasenta) çıkartıldıktan sonra rahimin içi
    temizlenir ve kapatma işlemine başlanır. Kesilen tabakalar tek tek dikilir.
    Önce uterus kası kapatılır. Ardından kanama kontrolü yapılır. Kanayan yerler
    varsa buralara ek dikişler atılır. Kanama olmadığından emin olunduktan sonra
    visseral periton dikilir (Bazı doktorlar bu tabakayı dikmeden bırakabilir.Yapılan
    çalışmalarda vissereal peritonun dikilmesi ile dikilgöğüssi arasında herhangi
    bir fark olmadığı bulunmuştur). Karın boşluğu temizlendikten sonra pariyeteal
    periton ve ardından kas tabakası dikilir (Bazı doktorlar bu tabakaları dikmeden
    bırakabilir. Yapılan çalışmalarda pariyetal peritonun ve kasın dikilmesi ile
    dikilgöğüssi arasında herhangi bir fark olmadığı bulunmuştur). Daha sonra kas
    kılıfı altındaki kanayan alanlar koterize edilerek kanama kontrolü sağlanır.
    Kas kılıfı dikilerek kapatılır. Kapatma işleminin en önemli aşaması budur. Bu
    tabaka karın içi organların fıtıklaşmasını engelleyen tabakadır. Ardından cilt
    altı kanamalar kontrol edilerek bu kat da dikilir ve sıra tene gelir. Cilt
    boydan boya dışarıdan ve uçlarında hiçbir dikiş ipliği görülmeyecek şekilde
    estetik olarak kapatılır ve operasyon tamamlanır. Cilt dikişlerinin daha sonra
    alınması gerekmez. Bunlar siz fark etmeden kendiliğinden vücut tarafından
    eritilirler.



     



    Halk arasında bu dikiş türü hatalı olarak laser dikiş olarak
    bilinmektedir. Laser dikmeye ve birleştirmeye değil kesmeye yarayan bir
    tekniktir. Laser dikişi diye birşey yoktur. Yapılan estetik dikiştir.



     



     



     



    Uygulamalar arasında fark olmasa da kullanılan dikiş
    malzemesi arasında hekimler arasında ciddi farklar vardır. Bazı doktorlar fasya
    tabakası dışında tüm tabakalarda katgüt adı verilen organik bir materyal
    kullanmayı tercih ederler. Bu dikiş materyali koyun ve sığırların
    barsaklarından üretilmektedir. Organik olduğu için reaksiyon gelişme olasılığı
    bulunur. Gelişmiş ülkelerde yaygın kullanımı uzunca bir süre önce terk
    edilmiştir. Deli dana salgınından sonra ameliyatlarda kullanılmaması
    önerilmektedir. Önerilen materyal bizim de her tabakada tercih ettiğimiz
    sentetik materyallerdir. En sık vicryl adı verilen iplik kullanılır. Bu iplik
    hem katgüte göre daha güçlü hem de daha güvenlidir. Katgüt tercih eden
    doktorlar fasya tabakasını vicryl ile dikerler. Fasya katgüt ile dikildiğinde
    fıtık olma olasılığı çok yüksektir. Katgüt ile vicryl arasındaki en önemli
    belirleyici faktör maliyettir. Katgüt çok ucuz bir materyalken vicryl oldukça
    pahalıdır.



     



    Sezaryen operasyonunda kesilen tabakalar



     



    Cilt



     



    Cilt altı yağ dokusu



     



    Fasya (kas kılıfı)



     



    Karın ön duvarı kası (Rektus kası) *



     



    Pariyetal periton (Karın zarı) *



     



    Visseral periton (Rahimi çevreleyen zar) *



     



    Myometrium (Rahimi oluşturan kas)



     



    Amniyon kesesi (Bebeğin çevreleyen zar) **



     



    * Kapatılırken dikilmeden bırakılabilir.



    ** Tabaka olarak sayılmaz.



     



    Ameliyattan hemen sonra



     



    Cilt dikişi tamamlandıktan sonra hemşire yaranın üzerini
    antiseptik solüsyon ile temizler ve pansuman materyali ile kapatır. Ardından
    hastanın vücudunu steril su ile siler. Bu esnada eğer genel anestezi uygulanmış
    ise hasta uyanmaya başlamıştır. Ameliyathaneden çıktıktan sonra ayılma odasında
    30 dakika kadar gözlem altında bekletilip tüm bulguların dengede olduğu
    görülünce hasta odasına çıkartılır ve yatağına alınır.



     



    Odada



     



    Operasyonun olduğu gün ameliyat sonrası (postop) sıfırıncı
    gün olarak kabul edilir. Odanıza geldiğinizde eğer idrar sondası takılmış ise
    bu yerinde olacaktır. İdrarınız varmış gibi hissedebilirsiniz ancak bu
    yanılsamadır ve sonda mesanede biriken idrarı boşaltmaktadır. Bugünde damardan
    serum uygulaması devam eder. Postop dönemde yaklaşık 3 litre sıvı alırsınız.
    Kendinizi iyi hissettiğinizde azar azar su içebilirsiniz. Ameliyattan 6-8 saat
    sonra rejim 1 adı verilen komposto, hoşaf gibi sıvı maddeler verilecektir. Bu
    gün su ve size hastane tarafından verilenler dışında diğer herhangi bir yiyecek
    maddesi almamalısınız (bazı doktorlar ameliyat sonrası 24 saat süreyle ağızdan
    hiçbir şey vergöğüsyi tercih ederler. Bazı doktorlar ise hasta gaz çıkarana
    kadar ağızdan beslemeyip damardan sıvı verirler). Ameliyattan 6-8 saat sonra
    sondanız çıkartılabilir ya da ertesi güne kadar yerinde tutulabilir.



     



    Ameliyattan 6-8 saat sonra hemşireler sizi ayağa kaldırıp
    oda içinde dolaştırırlar. Mobilizasyon adı verilen dolaşabilme izni son derece
    önemlidir. Ameliyat sırasında hem karın boşluğu açıldığı ve barsaklar havayla
    temas ettiği hem de ameliyatta kullanılan gaz gevşeticilerin etkisi ile barsak
    hareketleriniz durur. Ne kadar erken mobilize olursanız barsak hareketlerinin
    normale dönmesi o kadar kolay ve çabuk olmaktadır. İlk kez ayağa kalktığınızda
    baş dönmesi ve göz kararması yaşayabilirsiniz. Bu normal bir durumdur.
    Kendinizi ayağa kalkacak kadar güçlü hissetmiyorsanız zorlamayın. Yatak içinde
    bacaklarınızı hareket ettirmeniz de ilk gün için yeterli olabilir (bazı
    doktorlar hastayı 24 saat ayağa kaldırmamayı tercih edebilirler). Yatak içinde
    sağ ya da sol yanınıza dönmenizin herhangi bir sakıncası ya da riski yoktur.



     



    Ağrı ameliyat sonrası hasta ve hasta yakınlarının en çok
    çekindiği mevzudur. Eğer sezaryeniniz epidural anestezi ile yapılmışsa bu mevzuda
    endişe yaşamanıza gerek yoktur. Epidural kataterden sürekli düşük miktarda ağrı
    kesici verilmektedir. Eğer verilen miktar yeterli gelmez ise epidural katatere
    ilaç gönderen czın düğmesine basarak kendiniz ek dozlar verebilirsiniz. Genel
    anestezi ile yapılan ameliyatlar sonrasında hastaya PCA (patient controlled
    analgesia, Hasta kontrollü ağrı giderimi) uygulanır. Bu damar yoluna bağlanan
    ikinci bir boru yardımıyla ağrı kesici verilmesidir. Hortumun ucu PCA czına
    bağlıdır. Bu czdan çıkan bir düğme sizin elinize verilir. Ağrı hissettiğinizde
    bu düğmeye basarak PCA aletinin damar yolundan ağrı kesici ilaç göndermesini
    kendiniz sağlarsınız. Czın belirli aralıklarla ve toplamda gönderebileceği
    azami ilaç miktarı anestezi doktoru tarafından önceden ayarlanmıştır. Bu
    nedenle siz düğmeye fazla da bassanız cz ayarlandığı dozdan fazlasını vermez
    (PCA maliyeti artıran bir unsur olduğundan her doktor ve hastane tarafından düzenli
    olarak uygulanmaz. Bazı hastanelerde ek ücret karşılığı sunulur). Eğer PCA
    uygulanmamışsa belirli aralıklarla kalçadan size güçlü ağrı kesici iğneler
    yapılır.



     



    Odanıza geldikten sonra kendinizi iyi hissettiğinizde
    bebeğiniz yanınıza getirilir ve onu emzirmenize yardımcı olunur. Emzirirken
    karnınızda ağrı duyabilirsiniz. Sütün göğüsden dışarı atılmasını sağlayan
    hormon ile rahimin kasılmasını sağlayan hormon aynıdır. Bu nedenle emzirirken
    rahminiz de kasılır ve siz bunu ağrı olarak hissedebilirsiniz. Bu rahmin
    kendini toplamasını hızlandıran ve kanamayı azaltan bir özelliktir. Eğer
    isterseniz bebeğinizi hiç bebek odasına göndermeyip 24 saat kendi odanızda ve
    yanınızda tutabilirsiniz.



     



    Ameliyattan hemen sonra kesi hattı üzerine belirli bir süre
    kum torbası gibi ağrılıklar mevzulması sıkça yapılan bir uygulamadır ancak iyi
    kanama kontrolü yapıldığında hastaya gereksiz ağrı hissettirmesi dışında bir
    fonksiyonu yoktur.



     



    Ameliyattan sonraki ilk saatlerde sizinle ilgilenen hemşire
    sık aralıklarla odanıza gelerek nabzınızı sayar, tansiyonunuzu ölçer ve ters
    giden herhangi bir şey olup olmadığını kontrol eder.



     



    Postop 1. gün



    Ameliyatın ertesi günü sabah doktorunuz yara yeri üzerindeki
    flasteri çıkartır, antiseptik solüsyon ile siler ve üzerine koruyucu bir sprey
    sıkar. Yara yeriniz artık kapatılmaz, açık bırakılır (bazı doktorlar pansumanı
    2-5. günde açmayı tercih ederler, ya da postop1. günde pansuman yapıp yeniden
    kapatırlar). Bu sabah sondanız ve epidural katateriniz çıkartılır. Damardan
    sıvı uygulamasına son verilir ve Rejim 2 adı verilen yumuşak yemekları almaya
    başlarsınız. Hastabakıcılar sizi yatağınızda siler ve kendi gecelik ya da
    pijamanızı giydirir.



     



    Barsak hareketleriniz başlayıp gaz çıkardıktan sonra rejim 3
    adı verilen normal yemekları almaya başlayabilirsiniz. Rejim 3 almak için gaz
    çıkartılmasını beklemek vacip değildir. Erken mobilize olan hastaların büyük
    bir kısmında gaz çıkartmakta problem yaşanmamaktadır.



     



    Bu gün size düşen en önemli görev mümkün olduğunca çok
    yürümektir. Yataktan kendiniz tek başınıza kalkabilirsiniz. Bunu
    yapamadığınızda odadakilerden ya da hemşirelerden yardım isteyebilirsiniz. Gaz
    çıkışı olmayan hastalar karında şişlik ve ağrı problemi yaşayabilirler.
    Kendiliğinizden gaz çıkartamazsanız bazı ilaçlar ve lavman uygulayarak süreç
    hızlandırılabilir.



     



    Postop 2. gün



    Bugün hızla iyileştiğinizi ve pek çok aktivteyi kendi
    başınıza gerçekleştirebildiğinizi fark edeceksiniz. Postop 2. günde ayakta duş
    şeklinde banyo yapabilirsiniz. Bunun hiçbir sakıncası yoktur. Duş yapmak
    kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olur (bazı doktorlar 1 haftaya kadar duş
    yapmaya izin vermezler). Eğer genel durumunuz iyi ise ve ciddi bir problem
    yoksa bugün taburcu olup evinize gidebilirsiniz.



     



    Postop 3. gün



    Durumunuz artık çok iyidir. Her işinizi kendiniz
    yapabilirsiniz. İsterseniz her gün duş yapabilir, canınız ne isterse
    yiyebilirsiniz. Bebek doktorunuz bebeğinizin taburcu olmasına izin verirse
    taburcu olabilirsiniz. Eğer bebeğinizde yeni doğan fizyolojik sarılığı varsa
    doktorunuz bebeğinizi eve göndermeyebilir. Bu durumda eğer isterseniz siz de
    hastanede kalabilirsiniz.



     



    Eve gidince



    Eve gittikten sonra doktorunuzla olan ilk kontrolünüze kadar
    bazı noktalara özen göstermeniz gereklidir.



     



    Ağır fiziksel aktiviteden kaçının. Ancak bu yataktan ya da
    oturduğunuz yerden kalkmayın demek değildir.



     



    Kanamanız rengi giderek açılarak 2-3 hafta devamlı
    sürebilir, ara ara kesilip sonra tekrar başlayabilir. Bunlar tamamen normaldir.



     



    Hamilelik süresince kullandığınız demir ve vitamin ilalarını
    almaya devam edin.



     



    Ağrı kesici olarak doktorunuzun taburcu olurken verdiği
    ilaçları kullanabilirsiniz.



     



    Bebeğinizi intizamlı olarak emzirin. Sütünüzün tam olarak
    gelmesi 2-3 gün alabilir endişelenmeyin.


    Admin · 94 views · 3 comments
    12 Jan 2009

    Loğusalık Döneminde Tehlike Belirtileri





    Loğusalık dönemi bir yandan bebeğinizin ihtiyaçlarını
    karşıladığınız, öte yandan gebeliğe bağlı oluşan etkilerin silinmeye başladığı
    bu dönemde çeşitli yakınmalarla başa çıkmaya çalıştığınız bir dönemdir. Her ne
    kadar tümüyle seyreden bir gebelik ve gebeun loğusalığı da sıklıkla problemsuz
    seyretse de aşağıdaki yakınma ya da belirtilerden birini gözlemlediğinizde
    doktora başvurmalı ve gerekli tetkik ve tedavinin yapılmasını sağlamalısınız.



     



    Aşağıda yaralan belirtiler sizde mutlaka normal dışı bir
    durum varlığını göstermezler, ancak mutlaka doktor incelemesi gerektirirler.



     



    Ateş



     



    Vücut ısısı yükselmesi en az iki adet ölçümde vücut ısısının
    38 derece ve üzerinde olmasıdır ve her zaman aydınlatılması gereken bir durumdur.
    Loğusalıkta en sık ateş nedeni göğüslerin aşırı dolgun olmasıdır (süt ateşi,
    loğusalık ateşi). Bunun dışında endomiyometrit (uterus ve uterus iç zarı
    enfeksiyonu) ve idrar yolu enfeksiyonu loğusalıkta sıklıkla ateş yapan iki
    enfeksiyon türüdür. Epizyotomi yarasının enfeksiyonu, sezaryen cilt ve cilt
    altı yarası enfeksiyonu da ender olarak ateşe neden olabilirler. Ayrıca ateş,
    loğusalıkta tesadüfen geçirmekte olduğunuz diğer bir enfeksiyonun (enflüanza,
    üst solunum yolu enfeksiyonu gibi) belirtisi olabilir.



     



    Karın acısı



     



    Loğusalıkta karın acısının en sık görülen nedeni uterusun
    "toparlanma" yani gebelik öncesi döneme geri dönme sürecinde
    kasılması ve bunun anne tarafından "ağrı" olarak algılanmasıdır.
    Bunun dışında endomiyometrit (uterus ve uterus iç zarı enfeksiyonu) ve idrar
    yolu enfeksiyonu da karın acısı şeklinde belirti verebilir.



     



    Aşırı kanama, pıhtı düşürme



     



    Loğusalığın ilk günlerinde kanama normal kabul edilir. Ancak
    günlük kanama miktarının normal regl kanamasından iki kat ya da daha fazla olması
    mutlaka doktor değerlendirmesi gerektirir. Muhtemel neden plasentanın bir
    parçasının uterus içinde kalması olabileceği gibi endomiyometrit (uterus ve
    uterus iç zarı enfeksiyonu) de söz mevzusu olabilir.



     



    Kötü kokulu ve/veya miktarca fazla akıntı



     



    Loğusalık döneminde akıntı normal kabul edilir ve akıntının
    nitelikleri loğusalığın dönemine göre değişkenlik gösterir. Loğusalık akıntısı
    ya da "loşi" adı verilen bu akıntı gebedan sonraki 4-6 hafta boyunca
    devam eden özel bir akıntı türüdür. Amacı uterusun içindeki "gebeliğe
    bağlı kalıntıların" atılmasıdır. İlk günlerde kanama şeklinde olan bu
    akıntı kısa zamanda pembeleşir, daha sonra rengi sararır ve nyet beyazlaşarak
    loğusalık bittiğinde tümüyle biter. Gebelik öncesi dönemde fizyolojik (herhangi
    bir problema bağlanmayan) akıntısı olan kadınlarda loğusalık bittiğinde bu
    fizyolojik akıntı genellikle geri döner.



     



    Loğusalık akıntısı özellikle sabah kalktığınızda daha fazla
    olabilir. Bunun nedeni gece boyunca yatmaya bağlı olarak vajinada biriken
    akıntının ilk ayağa kalktığınızda nispeten daha hızlı boşalmasıdır.



     



    Yukarıdakilerden farklı özellikler taşıyan her akıntı doktor
    tarafından değerlendirilmelidir. Kötü kokulu bir akıntı enfeksiyon
    belirtisidir. Özellikle beraberinde karın acısı ve ateş gibi belirtiler de söz mevzusu
    olduğunda sıklıkla endomiyometrit (uterus ve uterus iç zarı enfeksiyonu) söz mevzusudur.
    Tek başına kötü kokulu akıntı basit bir basilyel vajinit belirtisi olabileceği
    gibi epizyotomiyle normal gebe yapmış olan annelerde epizyotomi tamir edilirken
    kanamanın görüş sahasını kapatmasını engellemek amacıyla vajinaya
    yerleştirilmiş ve tamir sonrası çıkarılması unutulmuş bir tampon da söz mevzusu
    olabilir. Köpüklü bir akıntı trikomonas enfeksiyonuna işaret ederken, peynir
    kesiği gibi bir akıntı ve beraberinde vajina ve/veya vulvada kaşıntı sıklıkla
    bir lida enfeksiyonuna işaret eder.



     



    Bacaklardan birinde ya da ikisinde ağrı, kızarıklık, şişme



     



    Gebelik dönemi özellikle toplardamarlarda pıhtı oluşumuna
    zemin hazırlar ve bu risk loğusalığın ilk günlerinde devam eder. Derin ven
    trombozu (DVT) (dokunun derinlerinde yar alan bir toplar damar içinde pıhtı
    oluşumu) adı verilen durum kendini tıkanıklık oluşan bölgenin gerisinde
    kızarıklık, ağrı, şişme ve bölgesel ısı artışı şeklinde belli eder. Bu
    belirtilerin tümü birden oluşabileceği gibi özellikle zayıflamayın başında
    yalnızca biri söz mevzusu olabilir.



     



    DVT tedavi edilmediğinde toplardamar içinde oluşan trombüs
    (pıhtı) yerinden kalkarak akciğer atardamarlarından birinin tıkanmasına neden
    olabilir. Pulmoner emboli ("akciğer damarı tıkanıklığı") adı verilen
    bu durum anne ölümlerinin başta gelen nedenlerinden biridir. Bu nedenle
    yukarıdaki belirtilerin varlığında en kısa zamanda doktora başvurulmalı ve
    tedaviye hemen başlanmalıdır.



     



    Göğüslerde aşırı ağrı, ısı artışı, bölgesel kızarıklık



     



    Göğüslerde emzirme döneminde çeşitli problemlar ortaya
    çıkabilir. Bu problemlar basit bir angorjman ("dolgunluk") şeklinde
    olabileceği gibi basillerin göğüs(ler)de enfeksiyon yapması (mastit) söz mevzusu
    olabilir. Her iki durumda da göğüslerden birinde ya da ikisinde ısı artışı,
    dolgunluk, ağrı ve vücut ısısında artış söz mevzusudur. Bunlara ek olarak göğüslerden
    birinin diğerine göre çok daha ağrılı olması, o göğüs üzerinde "baş
    vermiş" bir absenin ele gelmesi göğüs absesi düşündürür. Göğüs absesi
    sıklıkla erken aşamalarında tedavi edilmemiş basit bir mastit sonucunda
    gelişir.



     



    Göğüslerin aşırı dolgunlaşması durumunda sıklıkla birkaç
    tedbirle tedavi sağlanırken (yukarıdaki linke tıklayın), mastit durumunda
    sıklıkla ilaç tedavisi gerekir. Abse ise cerrahi bir işlemle boşaltılması
    gereken bir durumudur. Göğüs enfeksiyonu belirtilerinin erken tanınması ve
    tedavisi abse gelişiminin önlenmesi açısından önemlidir.



     



    Bariz tinsal değişiklikler



     



    Loğusalık depresyonu anne tarafından her zaman fark
    edilmeyebilir ve bu durumlarda ailenin diğer bireyleri ve sıklıkla kadının eşi
    doktora başvurulması gereken durumları tanımalıdır.



     



    Perine bölgesinde ağrı



     



    Normal gebe yapmış ve özellikle de gebe esnasında epizyotomi
    uygulanmış annelerin bu belirtiye çok duyarlı olmaları gerekir. Epizyotomi
    tamir edildikten sonraki ilk saatlerde bölgede ortaya çıkan ağrı bir epizyotomi
    hematomuna işaret edebilir (hematom: bölgede kan toplanması). Yine ilk günlerde
    ortaya çıkan ağrı epizyotomi dehisansı (dehisans: dikişlerin açılması) ve/veya
    epizyotomi yeri enfeksiyonuna işaret edebilir.



     



    Epizyotomi ya da sezaryen dikişlerinde ağrı, akıntı, bölgede
    kızarıklık



     



    Bu belirtiler bölgesel bir enfeksiyona işaret edeler ve
    doktor tarafından değerlendirilmelidirler.



     



    Makattan kanama



     



    Gebelik dönemi hemoroid (basur) oluşumu için zemin hazırlar
    ve risk loğusalıkta da devam eder. Özellikle dışkının kanla boyalı olduğunun
    görülmesi beraberinde ağrı olsa da olmasa da mutlaka doktor değerlendirmesi
    gerektiren bir durumdur.



     



    Değerlendirme gerektiren diğer belirtiler



     



    İdrar yaparken yanma (idrar yolu enfeksiyonuna işaret eder),
    idrar boşaltamama hissi (epizyotomi acısı idrarın tümüyle boşaltılmasını
    engellediğinde bu his ortaya çıkabilir), halsizlik-uykuya eğilim-üşüme gibi
    kansızlık belirtileri, gaz ya da dışkı kaçırma (gebeda perinenin ileri derecede
    yırtılması neticesinde gaz ve dışkı tutucu mekanizmanın hasar görmesi) gibi
    belirtiler doktor değerlendirmesi gerektiren diğer durumlardır.



     



    Lohusalık Depresyonu



    Gebedan sonraki ilk yıl içindeki doyumlu bir anne-çocuk
    ilişkisi, çocuğun Sıhhatli tinsal gelişimi için kuşkusuz en önemli koşullardan
    birisidir. İlişkinin bir tarafını oluşturan annenin mutlu ve huzurlu olması,
    sözü edilen doyumlu beraberliğin vazgeçilmez bir unsurudur. Dolayısıyla bu
    dönemde annenin tin sağlığının korunması ve gerekli desteğin sağlanması, hem
    anne hem de büyümekte olan bebek için gereklidir. Gebe sonrası dönemde ani
    değişen hormon düzeyleri, yaşamındaki büyük değişiklik ve sorumluluk, aile içi
    ilişkilerin ve dengelerin yeniden kurulması gibi pek çok etken nedeniyle kadın,
    tinsal açıdan etkilenmeye çok açıktır. Bu nedenle 2-3 hafta içinde
    kendiliğinden geçen duygusal dalgalanmaların yanısıra ('lohusalık hüznü
    (postparum blues)' - ilgili bölüme bakınız), 'TEDAVİ GEREKTİREN DEPRESYON'
    boyutuna ulaşan tinsal bir bozukluk görülebilir. Lohusalık depresyonu olarak
    adlandırılan bu durum psikiyatrik yardım almayı gerektirir. Yaklaşık olarak
    yeni gebe yapmış her 10 anneden birinde görülür. Başlangıcı 'lohusalık hüznü'ne
    benzer, ancak ondan daha ağır bir durumdur ve daha uzun sürer. Gebedan 1 ay
    sonra aşağıdaki belirtiler hala mevcutsa ve annenin hayatını etkiliyorsa,


    Admin · 228 views · 6 comments
    12 Jan 2009

    Yaz ishali uyarısı





    Profesörler, tehlikeli yaz ishaline yakalanmamak için menşei
    bilinmeyen suların tüketilgöğüssi ve kişisel temizliğe dikkat edilmesi mevzusunda
    uyarıyor.



     muhabirinin derlediği
    bilgilere göre, yaz ishalleri, daha çok mikroplu suların içilmesi veya bu
    sularla yıkanmış sebze ve meyvelerin tüketilmesi ile ortaya çıkıyor. İshal olan
    insanlar bu mikropları dışkıları ile çevreye yayabiliyor. Doğada, özellikle
    insan ve hayvan dışkılarıyla kirlenmiş sularda yaşayan, ishal nedeni olabilecek
    çeşitli mikroplar bulunuyor. Bunlar özellikle durgun sularda, kanalizasyonun
    karıştığı sularda, iyi ilaçlanmamış içme ve kullanma sularında, özellikle yaz
    aylarında uzun süre canlı kalarak çoğalabiliyor. Bu suların içilmesi veya böyle
    sularla bulaşık, sıcak ortamda beklemiş yemeklerin, örneğin çiğ sebzelerle
    hazırlanmış salataların ve meyvelerin tüketilmesi sonucu ishal yapan mikroplar
    ağız yoluyla alınarak insanların bağırsaklarına ulaşıyor. Bunların bir kısmı
    bağırsak duvarında iltp oluşturarak, hem bağırsak hareketlerini arttırıyor, hem
    de bağırsağa su ve iltbı hücrelerin geçişine neden oluyor. Bir kısmı da
    bağırsakta iltp yapmadan, salgıladıkları zehir denilen zehirli maddelerin
    etkisiyle su ve tuz geçişini artırmak suretiyle ishale yol açıyor.



     



     



    İshallerin en ciddisi ve hayatı tehdit edeni ise kolera basilsinin
    yaptığı ishal. Kalın bağırsakta ishale neden olan basillerin bir kısmı ve bazı
    parazitler dışkının iltplı, sümüksü görünmesine, aynı zamanda bağırsak duvarını
    da zedeleyerek damarların kanamasına neden oldukları için, kanlı olmasına da
    yol açıyor. Dışkının böyle kanlı ve iltplı olması dizanteri olarak
    adlandırılıyor. İshalle birlikte karın acısı, karında buruntu hissi, bazen
    bulantı, iltplı durumlarda bunlara ilaveten ateş de görülebiliyor. Bunların
    yanında aşırı su ve tuz kaybına bağlı olarak sinir sistemine ait kalp ritim
    bozuklukları, böbrek yetmezliği, şuur bozuklukları gibi Zayıflamalarda
    görülebiliyor.



    İshal nedeniyle kaybedilen su ve tuzu geri koymak gerekiyor.
    Bunun için pratik olarak bir litre kaynatılmış soğutulmuş suya 1 çorba kaşığı
    şeker, 1 tatlı kaşığı sofra tuzu ve 1 çay kaşığı karbonat mevzularak hazırlanan
    içeceğin tüketilmesi öneriliyor. 24 saatten fazla süren ishallerde en yakın sıhhat
    merkezine başvurularak muayene ve tetkik olunması gerekiyor. Aşırı su ve tuz
    kaybı, ağır dizanteri halleri, kolera şüphesi olan durumlarda hasta mutlaka
    hastaneye yatırılarak öncelikle kaybedilen su ve tuzun yerine konması amacıyla
    serum verilmesi tavsiye ediliyor. İshali olan kimselerin düzelene kadar posasız
    ve yağsız yemeklar alması; kuru yemiş, çikolata, kızartmalar gibi yemekları
    tüketgöğüssi gerekiyor. Yağsız makarna, pirinç pilavı, haşlanmış
    patates-patates püresi, haşlanmış yağsız et ve tavuk, yağsız ızgara köfte
    yenilmesine izin veriliyor. Bol miktarda sıvı alınması öneriliyor.


    Admin · 64 views · 1 comment
    10 Jan 2009

    Hipertansiyon tedavisinde Value çalışması





    Value çalışması 14 Haziran'da Paris'te Avrupa Hipertansiyon
    Kongresi'nde açıklandı. Bu çalışmada valsartanın kan basıncını düşürmenin
    ötesinde kardiyak koruma sağladığı ve yeni diyabet gelişimini yüzde 23
    azalttığı ortaya kondu.



     



    Bu yılki Avrupa Hipertansiyon Topluluğu Kongresi'nde (ESH),
    yüksek kan basıncı ile ilgili en geniş çaplı, karşılaştırmalı çalışmalardan
    biri olan Value çalışmasının sonuçları açıklandı. Value en sık kullanılan iki
    hipertansiyon ilacının, valsartan ve amlodipine'in eşit kan basıncı kontrolü
    sağlandığı durumda kalp krizi, kalp yetersizliği gibi kalbe bağlı ölümler
    üzerindeki etkinliğini karşılaştırdı. Çalışma, Türkiye dahil 31 ülkedeki 934
    merkezde, yüksek risk grubundaki 15245 hipertansiyon hastası ile yürütüldü.



     



    Şimdiye kadar yapılan geniş çaplı araştırmalarla
    karşılaştırıldığında en iyi kan basıncı kontrolü Value çalışmasında sağlandı.
    Her iki ilaç da kalbe bağlı ölümleri ve zayıflama gelişimini önlemede eşit
    etkin çıkarken, yan etkiler nedeniyle tedaviyi bırakma oranı valsartan grubunda
    daha düşük oranda gerçekleşti.



     



    Yeni gelişen diyabet mevzusunda, valsartan ile tedavi edilen
    grupta amlodipin grubuna kıyasla yüzde 23'lük bir düşüş sağlandı. Value baş
    araştırmacısı Michigan Üniversitesi, Dahiliye ve Fizyoloji Profesörü Stevo
    Julius, Michigan Üniversitesi Hipertansiyon Profesörü Frederick G. Huetwell
    "Önceki araştırmalarda çalışılan hipertansiyon tedavilerinin diabet
    riskini artırabildiği ve ampolidipinin de glukoz metabolizması için nötr olduğu
    bilindiği için, Value'nin bu bulgusu gelişmiş ülkelerde bu durumun
    rastlanırlığının arttığı bir dönemde son derece önemlidir" yorumunda bulundular.



     



    Yüksek tansiyon dünya çapında 1 milyar kişiyi etkileyen bir
    kamu sağlığı problemi. Kalp Zayıflamalarının en yaygını olan hipertansiyon
    tedavi edilmediği takdirde beyne, böbreklere, gözlere ve kalbe ulaşan kılcal
    kan damarlarına zarar verebilmekte, kalp krizine ve buna benzer pek çok ölümcül
    komplikasyona neden olabiliyor. Verilere göre, yaklaşık sekiz ölümden biri
    yüksek kan basıncına dayanıyor.



     



    Novartis yüksek tansiyonu ve kalp rahatsızlığı olan
    hastaların tedavisini iyileştirmek mevzusuna odaklanarak 50.000 hastanın dahil
    olduğu dünyanın en büyük klinik araştırma programını yarattı. Bu mega program
    Value dışında kalp krizi sonrası yüksek riskli hastaları içeren Vailant
    çalışması ve kalp yetmezliği olan hastaları içeren Valheft çalışmasını kapsıyor.
    Kardiyovasküler rahatsızlığı olan diyabet öncesi hastaları içeren Navigator ise
    programın devam eden çalışmaları arasında yer alıyor. Value sonuçları tüm bu
    mega programın açıklanan diğer çalışmaları ile birlikte kardiyovasküler risk
    taşıyan hastalarda Diovan'ın klinik faydalarını destekliyor.


    Admin · 64 views · 1 comment
    10 Jan 2009

    Alzheimer hastaları herşeyi unutmuyor





    ABD eski Diğernı Ronald Reagan'ın ölümü üzerine Alzheimer mevzusu
    yeniden popülerlik kazandı. Health Day News gazetesi, bu mevzuda önemli bir
    gelişmeyi haber verdi.



     



     



    Habere göre Howard Hughes Tıp Akademisü bilim adamları, Alzheimer
    hastalarının hafızalarının bir kısmının bozulmamış olarak kaldığını bildirdi.



     



     



    Alzheimer zayıflamayının ilk safhalarında hasta, çok sevdiği
    bir insanı ya da önemli bir olayı unutmuş olsa bile, hafızanın hala ezberleme
    yeteneğine sahip olduğu bildirildi.



     



     



    Bu açıklamanın ardından, alıştırma ve rehabilitasyon
    programlarının, idraki kolaylaştırması açısından önem kazanacağı bildirildi.



    Bilim adamı Randy L. Buckner, Alzheimer hastalarının
    bozulmamış beyin hücrelerinin sayısı, umduklarından daha fazla çıktığını
    söyledi ve mevzuşmasına şu sözlerle devam etti:



     



     



    "Bu mevzuda son gelişmeler göze alındığında, eğer
    hastaların sinir sistemini çeşitli sorularla ve hatırlatmalarla çalışır düzeyde
    tutarsak, beyin faaliyetlerini yükseltme şansımız var"



     



     



    Araştırmada, Alzheimer zayıflamayının ilk evrelerinde 24
    yaşlı hasta, 33 Sıhhatli yaşlı yetişkin ve 34 genç yetişkin kullanılıyor.



     



     



    Araştırmacılar, bu 3 grubun hafıza kabiliyetlerini
    kıyaslayarak çalışmalarını sürdürüyor. Her grubun üyelerine bir dizi
    kelimelerden biri gösterilerek, bunun "canlı" olup olmadığı
    soruluyor.



     



     



    Buckner, her 3 grubun cevabı vermede hız kazandığını
    bildirdi. Denekler'in beyni Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI) czı tarafından
    taranırken, sorulara yanıt veriyorlar.



     



     



    Buckner, sevindirici olan şeyin, beynin ön kabuğunun bu
    işlem sırasında yoğun çalışması olduğunu söyledi ve böyle bir sonucu
    beklemediklerini, bu sayede Alzheimer hastalarının beyin hücrelerinin hasar
    gördüğü bölgelerde de, hasarsız bölgelere bağlı olarak hafıza faaliyetleri gördüklerini
    sözlerine ekledi.


    Admin · 64 views · 3 comments
    10 Jan 2009

    1, 2, 3, 4  Next page